Hayatımızın neredeyse her alanında elektronik sistemlerle
karşılaşmaktayız. Bu sistemler artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olmuştur
ve her yeni günde çeşitli elektronik devrelere sahip milyonlarca alet
üretilmektedir. Bu elektronik devrelerin tasarlanıp üretilmesinde kullanılan
teknolojiler de geçmişten günümüze büyük gelişim göstermiştir.
Devam etmeden önce Elektronik Mühendisi ve Programlama ve Gömülü Sistemler hakkındaki bu konuyla alakalı yazılarımı okumanızı tavsiye
ederim.

1960’lı yılların başında ilk entegre (tümleşik) devrelerin geliştirilmesi,
Mikroelektronik alanını ortaya çıkararak büyük bir yeniliğe imza atmıştır.
Elektronik devreler çeşitli aktif ve pasif elemanları bünyesinde barındırır ve
entegre devrelerde bütün bu elemanlar tek bir çip üzerine gömülüdür. Zaman
içerisinde ihtiyaç duyulan performansa göre küçük, orta ve geniş ölçekte entegre
devre tasarım teknikleri geliştirilmiştir. Sonrasında VLSI (Very Large Scale
Integration – Çok Geniş Ölçekli Entegrasyon) teknolojisi ile birlikte on
binlerce transistörü bünyesinde barındıran entegre devreler geliştirilmiştir. Bu
entegre devreler genellikle belli bir uygulamaya özel olarak tasarlandıkları
için ASIC (Application Specific Integrated Circuit – Uygulamaya Özel Entegre
Devre) olarak adlandırılmaktadırlar. Entegre devreler geliştirilmeden önce
vakum tüpler kullanılarak geliştirilen 30 tonluk oda büyüklüğündeki
bilgisayarlar düşünüldüğünde, transistörlerin icadının ve VLSI teknolojisinin
elektronikte bir devrim olduğu rahatlıkla anlaşılabilir.
ASIC’i spesifik bir uygulama için tasarlanmış bir çip olarak
tanımlayabiliriz. Örnek olarak bir video kameranın içinde bulunan görüntü
işlemeye yarayan elektronik çipi verebiliriz. Bununla birlikte ilk ASIC
tasarımlar sadece lojik fonksiyonları gerçeklerken, günümüzde analog sinyalleri
ve dijital sinyalleri işleyebilen ASIC tasarımlar da mevcuttur. Bu karışık
sinyalli ASIC’ler özellikle bütün sistemin tek bir çip üzerinde (SoC: System on
Chip – Çip Üzerinde Sistem) olmasından dolayı çok kullanışlı olmakta ve birçok
uygulamada kullanılmaktadır.

Bir mikroişlemci içerisindeki transistörler daha önceden
belirlenmiş bazı komutları gerçekleştirmek için zekice dizilmişlerdir. Bu
komutlar temelde toplama, çıkarma, karşılaştırma gibi matematiksel işlemlerdir
aslında. Bir kod sayesinde mikroişlemciye hangi komutları hangi sırayla
uygulaması gerektiğini söyleyerek o mikroişlemciyi yapması gereken iş,
fonksiyon için programlamış oluruz. Farklı bir program sayesinde de yeni bir
uygulama oluşturmuş oluruz aynı mikroişlemciyle. Ama mikroişlemcilerde komut
kümesi sabittir ve kullanıcı kendi ihtiyacına göre bir komut oluşturamaz,
elinden geldiğince mevcut komutları kullanarak uygulamasına çözüm bulmaya
çalışır. Bu çoğu zaman yeterli olmaktadır ama performans ve diğer açılardan
yeterli olmadığı diğer durumlarda başka çözümlere yönelmek gerekmektedir.

1985 yılında ise Xilinx firması ilk FPGA’i (Field
Programmable Gate Array – Alanda/Sahada Programlanabilir Kapı Dizileri)
geliştirmiş ve mikroişlemciler ile birlikte gelen fonksiyonellik üst seviyelere
taşınmıştır. En başlarda performans olarak ASIC teknolojisinin çok gerisinde
olan FPGA teknolojisinin, donanımın yani lojik hücrelerin ve bağlantıların
tekrar tekrar programlanabilmesi ve paralel işlem yapabilme gibi imkânlarına
sahip olması nedeniyle bu alanda araştırmaya ve geliştirmeye önem verilmiş ve
günümüzde FPGA teknolojisi performans olarak ASIC teknolojisine çok
yaklaşmıştır.
Sonuçta transistörlerin icadı ve sonrasında binlerce
transistörü bünyesinde barındırabilen entegre devrelerin geliştirilmesiyle
birlikte performans artmış; maliyet, güç tüketimi ve devrenin kapladığı alan
azalmıştır. Bu sayede entegre devrelerin kullanımı yaygınlaşmıştır. Bugün dahi
savunma sanayisinden otomotiv sektörüne, tüketici elektroniğinden yapay zekaya
kadar birçok alanda entegre devreler kullanılmaktadır.
Yazının devamı niteliğindeki FPGA ve Özellikleri ve FPGA Teknolojisinin Geleceği ve FPGA Tasarımınında Yol Haritası hakkındaki yazılarımı okuyabilirsiniz.
Yazının devamı niteliğindeki FPGA ve Özellikleri ve FPGA Teknolojisinin Geleceği ve FPGA Tasarımınında Yol Haritası hakkındaki yazılarımı okuyabilirsiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder